Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki kozmetik fabrikasında meydana gelen ve 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği yangın üzerinden 100 gün geçti. Olaya ilişkin yargılama henüz başlamazken faciada yakınlarını kaybeden ailelerin adalet arayışı devam ediyor. Fabrikanın bulunduğu noktada eylem yapan aileler hiçbir kamu görevlisi hakkında soruşturma başlatılmamasına ve yargılamanın hala başlamamış olmasına tepkili.
Kozmetik fabrikası faciası
İçindekiler
- 1 Kozmetik fabrikası faciası
- 1.1 “Daha mahkememiz bile açılmadan herkesin görevlerine geri dönmesi çok acı”
- 1.2 “Ruhsat veren kamu görevlileri yine görevlerine devam ettiler”
- 1.3 “Bunların bütün mal varlığına el konulması lazım”
- 1.4 “Ben muhtara ‘bir gün burada patlayacağız’ dedim, muhtar nerede?”
- 1.5 “Patlama olduktan sonra apar topar binayı yıktılar”
- 1.6 “Ben kömür torbasını aldım evime götürdüm, bunun hesabını vermeleri lazım”
- 1.7 “Bu bir iş kazası değil iş cinayetidir”
Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki Ravive Kozmetik fabrikasında 8 Kasım 2025’te meydana gelen ve 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği yangın üzerinden 100 gün geçti. Olaya ilişkin yargılama henüz başlamazken faciada yakınlarını kaybeden aileler, olaydan kısa süre sonra yıkımı gerçekleştirilen fabrikanın bulunduğu noktada eylem gerçekleştirdi.
Kocaeli ve İstanbul Barolarından temsilciler, CHP, TKP, EMEP il yöneticileri ile Gebze Sendikalar Birliği, Birleşik Metal İş, Nakliyat- İş Sendikası, TMMOB temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen eylemde “İşçiler ölüyor, sorumlular susuyor”, İşçilerin katili, sömürü düzeni”, “Kaza değil cinayet, sorumlular nerede?”, “Çalışırken ölmek istemiyoruz” sloganları atıldı; aileler, kamu görevlilerinin de soruşturmaya dahil edilmesi ve tüm sorumluların yargılanmasını talebiyle adalet çağrısını yineledi.
“Daha mahkememiz bile açılmadan herkesin görevlerine geri dönmesi çok acı”
Eylemde söz alan aileler tepkilerini dile getirdi. Faciada yaşamını yitiren Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut, “Bu adalet nerede? 100 gündür niye cevap vermiyorlar? Niye kaçıyorlar? Korudukları ne bu zamana kadar? Hala koruyorlar. Çıksınlar cezalarını çeksinler ya da bizim ölmüşlerimizi geri getirsinler” dedi.
Esma Gikan‘ın eşi Aytekin Gikan da “Bugün tam 100 gün oldu biz Dilovası aileleri olarak adalet arıyoruz. Burada 7 tane can gitti. Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyoruz, suçlular kimse ortaya çıkarılsın istiyoruz” diye konuştu.
Şengül Yılmaz’ın kızı Nur Aldeniz ise şöyle konuştu: “100 gündür benim annem yok. Annem, ölmeden önceki gece bende kaldı, ben onu öperek işe yolladım; sabah ceset torbasıyla aldık. Bunlara sebep olan herkesin cezalarını çekmelerini istiyorum. Hiç kimse cezasını çekmiyor, herkes elini kolunu sallayarak geziyor. İnsan öldürmek bu kadar kolay olmamalı. Cezalarını çekmek zorundalar. Biz bu kadar insan sevdiklerimizi kaybettik. Birisi bunun hesabını vermek zorunda. Daha mahkememiz bile açılmadan herkesin görevlerine geri dönmesi çok acı. Ben buradan anlıyorum ki, bir insanın ölmesi bu kadar basit. İstediğim tek şey adalet. Annemi belki geri getiremezler ama en azından yattığı yerde huzur bulur.”
“Ruhsat veren kamu görevlileri yine görevlerine devam ettiler”
Cansu Esatoğlu’nun babası İbrahim Esatoğlu, “Yüzüncü gün oldu kamu görevlilerinden hiçbir dosya oluşturulmadı. 3 ay içerisinde kamu görevlileri yine görevlerine devam ettiler. Bu işyeri 1 sene CİMER’e şikayet edilmiş, yıkım kararı gelmiş yıkmamışlar. Bu canlar gittikten sonra yıkmaya ve delilleri kaybetmeye çalıştılar. Neymiş; risk teşkil ediyormuş. Bu patronlar ne kadar suçluysa, bu kamu görevlileri bunlardan daha çok suçludur. Çünkü patronlara bu kamu görevlileri çalışma izni vermiştir. Depo olarak ruhsat verilmiştir, üretim yapmışlardır. Hangi kurumlar buna izin vermiş; belediyedir, SGK’dır, İSO’dur, elektriktir, bu kurumlar izin vermiş. Bu kurumlar bu iş yerine izin vermese bu çalışabilir mi? Elektrik vermese, su vermese çalışabilir mi, ruhsat vermese çalışabilir mi? Çalışamaz. Soruyoruz, bu kurumlar nerede?” ifadelerini kullandı.
“Bunların bütün mal varlığına el konulması lazım”
“Biz bu işin peşini bırakmayacağız. Çünkü bizim canlarımız kömür oldu” diyen Esatoğlu, şöyle devam etti: “Sayın Cumhurbaşkanı’na, İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum, sesimizi duysunlar… Bizim canlarımızı kapalı bir kutuya koydular, yaktılar. İnsan hayvana barınak yapan, bir havalandırma yapar. Bunlar bu insanlara bir yangın merdivenini çok gördüler. Bu insanların üzerinden para kazandılar, sömürdüler. 7 tane can gitti. Ben hayal ediyorum, o insanlar arka tarafa koştular kurtulmak için, bir yangın merdiveni yoktu. Yangın merdiveni olsaydı belki bu çocuklar kurtulurdu… Patronlar ne diyor biliyor musunuz? Biz alt tabakadan 1-2 tanesini atarız hapse giderler, ondan sonra biz zaten yine bunların kanını emeceğiz, bunları sömüreceğiz, yine bunları bu şekilde çalıştıracağız diyor. Öncelikle bunların bütün mal varlığına el konulması lazım ki bunların canı yansın.”
“Ben muhtara ‘bir gün burada patlayacağız’ dedim, muhtar nerede?”
Esma Gigan’ın yakını Engin Aras, “Bize ‘Siz siyaset yapıyorsunuz’ dediler. Biz siyaset yapmıyoruz. Biz, suçlular tespit edilip yargılansın, cezalarını çeksin istiyoruz. Ben 50 senedir bu mahallede oturuyorum, burayı çok iyi bilen biriyim. Bu yolun alt tarafı organize (sanayi bölgesi), üst tarafı konut alanı. Buraya bu fabrikanın yapılmasına izin veren kimse bunda suçludur. Buraya yıkım kararı verip de yıkmaya insanlar suçludur, yargılansınlar. Biz bunu söyleyince siyaset mi yapıyoruz? Buraya ruhsat veren kimse, suçlular. Burada bir tane suçlu da mahalle muhtarımızdır. Burayı en yakın bilen kim? Mahalle muhtarı. 1,5 yıl önce halkın baskısına dayanamayarak bir tane dilekçe Kaymakamlığa vermiş; ondan sonra sormamış. Komşum diyor ki, ‘Ben muhtara söyledim bir gün burada patlayacağız, ilgili mercilere git. Bizi kale almaz ama sen muhtarsın, bununla ilgilen (diye)’. Muhtar ne yapmış? Hiçbir şey. Nerede bugün? Yanımızda yer alıyor mu? Almıyor. Rica ediyorum, muhtarın da yargılanması için gerekli işlemler yapılsın” diye konuştu.
“Patlama olduktan sonra apar topar binayı yıktılar”
Hanım Güek’in yakını, DEM Parti Dilovası Meclis Üyesi Grubu Eş Sözcümüz Mehmet Gülek, “Biz 2 hafta önce, 2 sefer (Kocaeli) Büyükşehir Belediye Başkanı’nda randevu istedik aileler olarak. İlkin vermediler, ikincisinde Belediye Başkanı’nın sekreteri de değil, sekreter yardımcısı çıktı. Bizi o düzeyde değerlendirmişler. Biz şunu soracaktık, 4 sene önce yıkım kararı verenler neden 4 yıl boyunca yıkmayıp, patlama olduktan sonra apar topar binayı yıktılar. Hala burada deliller vardı, hepsi yok edildi. Ki bilirkişi raporu bile yetersiz geldi ama yeniden rapor tutacak bir yer bile yok. Bununla ilgili belediye başkanının tavrını artık insanların vicdanına bırakıyoruz” dedi.
“Ben kömür torbasını aldım evime götürdüm, bunun hesabını vermeleri lazım”
Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir, şöyle konuştu: “Yüzüncü gün oldu hala adalet bekliyoruz bu insanlardan. Büyükşehir Belediyesi’nden randevu alacağımız halde gittik, adam yüzümüze bakmadı. İlçe belediyesi aynısını yaptı. Buranın milletvekili Cemil Yaman aynısını yapıyor. Ne bakan var, ne soran. Kamu görevlileri 100 gündür elini kolunu sallayarak… Ben kendi halimden utanıyorum, adamlar utanmıyor. Bu milletin vergisiyle alınan bir maaş. Bu insanlar ne sorgulandı ne bir şey yaptı. Hala 100 gündür bu adaleti bekliyoruz bu insanlardan. İçişleri Bakanı’ndan, Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı olsun, hangisi olursa olsun, elini vicdanına koysun. Sorgulamayı serbest bıraksın ve bu savcılar sorgulamayı yapsın. Bizim buna dayanacak gücümüz kalmadı. Ben bir tarafta kanserle uğraşıyorum, bir tarafta bunlarla uğraşıyorum. Bu insanların ahı yerde kalmasın. Bu insanlar burada kömür oldu kömür. Ben kömür torbasını aldım evime götürdüm. Bunun hesabını vermeleri lazım. Biz sadaka istemiyoruz, adalet istiyoruz. 100 gündür adaletin yerini bulması için bağırıyoruz çağırıyoruz, adalet yok.”
“Bu bir iş kazası değil iş cinayetidir”
Ailerin avukatlarından Mürsel Ünder, Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, SGK, İçişleri Bakanlığı’nın, şehrin meydanında, ana caddesinde olan bu iş yerini görmediğini söyledi. Ünder, “Dosyanın içerisine aktarılanlara baktığımız zaman da korkunç ihmaller zincirinin sonrasında bu işçiler göz göre göre yanarak öldüler. Küllerini aldık. Bu vahşice yapılan işçi katliamına herhangi bir insanın sessiz kalabilmesi mümkün değil. Kâr uğruna her şeyin hiçe sayıldığı bir alan içerisindeyiz” dedi.
Dosyanın avukatlarından Esma Varış da “Bu bir iş kazası değil tamamıyla bir iş cinayetidir. Çünkü bir olayın kaza olduğundan bahsedebilmek için tüm önlemlerin alınmış, buna rağmen bir facianın gerçekleşmiş olması gerekirken bu iş yerinde görülen tüm olaylar, tüm kanun ve yönetmeliklere aykırı bir şekilde ihlallerin gerçekleştiği, hiçbir kamu görevlisinin hiçbir görevini yerine getirmediği bir durum sonucunda gerçekleşmiştir. Nitekim eksik alınan bilirkişi raporunda dahi yangın çıkışı olmadığı, bir havalandırma boşluğunun bulunmadığı gibi her iş yerinde olması gereken hususların, bu gibi kimyasal bir üretim yapanın iş yerinde olmadığı görülmektedir. Zaten bu işçilerin hayatlarını kaybetmesinin en büyük sebebi de bu güvenlik önlemlerinin alınmamasıdır” diye konuştu.


