Anayasa’da İş Sağlığı ve Güvenliği

Anayasa'da İş Sağlığı ve Güvenliği

İşçi sağlığı iş güvenliği alanı temel hak ve özgürlükleri ilgilendirdiği için Anayasa’nın birçok maddesi işçi sağlığı iş güvenliğinin hukuksal dayanağını oluşturmaktadır. Anayasa’nın 2. maddesi devletin nitelikleri arasında sosyal hukuk devletini saymıştır. Devletin amaç ve görevlerini belirten 5. madde de ise sosyal devletten ne anlaşılması gerektiği vurgulanmıştır.

1982 Anayasası’nın 5. maddesi de devletin temel görevlerini sayarken, “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya” çalışmayı da bir görev olarak belirlemiştir.179 5. maddenin gerekçesinde, “Devlet, ferdin hayat mücadelesini kolaylaştıracaktır. Ferdin insan haysiyetine uygun bir ortam içinde yaşamasını gerçekleştirecektir. Bu sosyal devletin görevidir” denilmiştir.

Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı anayasanın 17. maddesinde, çalışma hakkı, 49. maddesinde, herkesin sağlığına ve cinsiyetine uygun işte çalıştırılmayı kabul etmeme hakkı Anayasa’nın 50 maddesinde, sağlık hakkı Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Konuyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi (AYM), işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerinin alınmasına ilişkin hükümleri Anayasa’nın değişik maddeleriyle ilişkilendirmiştir. AYM’ne göre işçi sağlığı iş güvenliğini ilgilendiren Anayasa maddeleri özetle şöyledir;

Anayasa’nın 17. Maddesinde “herkesin, yaşama maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.”

Kişinin yaşam hakkı ve maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan vazgeçilmez devredilmez haklardandır.

Devlet, bireylerin yaşamlarına saygı göstermek, bireyleri, “gerek üçüncü kişilerden ve gerekse sorumluluğunda bulunan personelin eylemlerinden kaynaklanan risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır.”

Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiştir

Devlet, çalışma hayatını geliştirmelidir. Ekonomik önlemler alarak çalışanları korumalı, çalışanların insan onuruna uygun bir yaşam sürdürmelerini sağlamalıdır.

“Devlet, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak” zorundadır.

Devlet, çalışma yaşamını denetleyecek, işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratacaktır.

Çalışma barışını sağlamak için gerekli önlemleri almak devletin görevidir.

Devlet, “çalışanların güvenli ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmalarının temin edilmesini” sağlamak zorundadır.

Devlet, işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerini belirlemek ve bunları yaşama geçirmek zorundadır.

Bu hükümlerle devlet, sosyal hakları yararlanabilir kılma yükümlülüğü altına girmiştir. Somut olarak söylemek gerekirse, devletin yükümlülüğünün iki boyutu vardır. Birincisi, sosyal hakları var etmek; ikincisi de, var olan bu haklardan herkesin eşit bir şekilde yararlanmasını olanaklı kılmaktır. Anayasa’da tanımlanmış bir sosyal hakkı hangi gerekçe ile olursa olsun var etmeyen, var olan bir haktan herkesin eşit ve etkin bir şekilde yararlanma olanağını yaratmayan devlet, bu yükümlülüklerinden ikisi ya da ikisinden birini yerine getirmemekten dolayı sorumlu olacaktır.

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası

İşçi sağlığı iş güvenliği konusunda ilk özel yasamız olan 6331 sayılı Yasa beş bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, yasanın amacı, kapsamı ve yasaya hakim terminoloji belirtilmiştir. Yasa ikinci bölümde işverenlerin ve çalışanların yükümlüklerine, görev ve yetkilerine yer vermiştir. İşçi sağlığı iş güvenliğinin kurumsal yapısına ilişkin hükümler yasanın “Konsey Kurul ve Koordinasyon” başlıklı üçüncü bölümünde yer almıştır. Dördüncü bölümde yasanın uygulanıp uygulanmadığının denetiminin nasıl yapılacağı, yasaya uygulamamaktan doğan idari yaptırımların neler olduğu gösterilmiştir. Yasa beşinci ve son bölümde “Çeşitli ve Geçici Hükümler” başlığı altında uygulamaya ilişkin hukuki usulü ve yürürlüğe ilişkin konuları ele almıştır.

6331 sayılı Yasa amacını, üç ana konu üzerinden belirlemiştir. “İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması” Yasa’nın ilk amacıdır. Bir anlamda bu adım işçi sağlığı iş güvenliğinin kurulması aşamasıdır. Yasa’nın ikinci amacı ise “mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi”dir. Yasa’nın bu amacı, işçi sağlığı iş güvenliği kurallarının dinamikliğine işaret etmektedir. Yasanın üçüncü amacı ise ilk iki amacın gerçekleştirilmesi için işverenler ve çalışılanlara düşen görevlerin, yetkilerin, sorumlulukların, haklar ve yükümlülüklerin düzenlenmesi ve belirlenmesidir. 6331 sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre;

“Kanunun amacı; işyerlerinde işsağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir.”

Amaç maddesinde belirtilen açık ifadeden de anlaşılacağı gibi, Yasa’da yer alan, yer almasa da ileride yapılacak tüm düzenlemeler, işyerlerinde ya işçi sağlığı iş güvenliğinin kurulmasına ya da var olan koşulların iyileştirilmesine hizmet ettiği sürece Yasa’nın amacıyla uyumlu olacaktır.

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası

Türk sosyal güvenlik sistemini 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası şekillendirmiştir. 5510 sayılı Yasa risklere göre sigorta kollarını kısa ve uzun vadeli sigorta kolları olarak saptamıştır. Ayrıca genel sağlık sigortası başlığı altında hastalık ve kaza hallerinde yapılacak önleyici, tedavi edici ve rehabilite edici hizmetleri belirlemiştir.

İş kazası ve meslek hastalıkları sosyal riskler arasında yer aldıkları için aynı zamanda sosyal güvenlik hukukunun konusudur. 5510 sayılı Yasa iş kazası ve meslek hastalıklarını kısa erimli sigorta kolları arasında saymıştır. 5510 sayılı Yasa iş kazasını 13. meslek hastalıklarını 14. maddesinde tanımlamıştır. İş kazası ve meslek hastalıkları halinde sigortalıya sağlanacak yardımları ise 16. maddesinde belirlemiştir. Maddeye göre “iş kazası veya meslek hastalığı sigortasından sağlanan haklar şunlardır:

  • Sigortalıya, geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi.
  • Sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanması
  • İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanması.
  • Gelir bağlanmış olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi.
  • İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı için cenaze ödeneği verilmesi.

5510 sayılı Yasa’nın 60 ve devamı maddelerinde düzenlenen genel sağlık sigortası hükümlerine göre de iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle yaralanan sigortalıya tedavi hizmetleri verilecektir.

Önemle vurgulamak gerekir ki, 5510 sayılı Yasa açısından iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından yaralanmak prim veya sigortalılık süresi koşullarına bağlanmamıştır. Sigortalılığı doğuran ilişkinin fiilen başlaması ve Yasa’da tanımlandığı şekilde iş kazası ve meslek hastalığının gerçekleşmesi, iş kazası ve meslek hastalıklarından sağlanan hakların devreye girmesi için yeterlidir. Sigortalının kayıt dışı çalıştırılmış olması, kayıtlarda sigortalı olarak gösterilmemiş olmasının da bir önemi yoktur.

Ne var ki, 5510 sayılı Yasa 23. maddesinde kuruma bildirilmeden veya iş kazası meslek hastalığından sonra bildirilen sigortalılara iş kazası, meslek hastalığı ve genel sağlık sigortasından yapmış olduğu yardımların, gelir bağlanmışsa gelirin ilk peşin sermaye değeri tutarının kusur durumuna bakmaksızın işverenden geri istenebileceğini hüküm altına almıştır.

Ayrıca 5510 sayılı Yasa işverenin işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerini Yasa’da belirlenen şekillerde almaması durumlarını özel olarak düzenlemiştir. 5510 sayılı Yasa’nın 21 maddesine göre “iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu” meydana gelmişse işveren kurumun sigortalıya sağladığı hakların bir kısmını geri ödemek zorundadır.

 

6098 Sayılı Türk Borçlar Yasası

Sanayi Devrimini gerçekleştirmiş ülkelerde iş kazaları sonucu işverenin hukuki sorumluluğunun kabul edilmesi 19. yüzyılın sonlarına doğru çıkartılan yasalarla olmuştur. “1883 tarihli İtalyan, 1884 Alman, 1894 Norveç, 1897 İngiliz, 1898 Fransız ve Danimarka, 1903 Belçika ve Hollanda Yasaları” hukuki sorumluluk ilkesinin mesleki risk alanına uygulanması esasını benimseyen yasal düzenlemelerin ilk örnekleridir. 3 İş kazalarından işverenin sorumlu olduğunun kabul edilmesi, bu sorumluluğun tazminata bağlanması, kuşkusuz 19 yüzyıl sonları için önemli gelişmelerdir. 19. yüzyıl sonları için önemli olan bu gelişmeleri günümüz açısından yeterli görmek ise olanaklı değildir.

5247 Sayılı Türk Ceza Yasası

İş kazası ve meslek hastalığına bağlı olarak yaşanan yaralanma ve ölümler ceza yasası açısından suç oluşturmaktadır. İş kazalarından doğan cezai sorumluluğun temeli kusur esasına dayanmaktadır.

Ceza hukuku açısından bir eylemin suç olarak kabul edilmesi için gerekli unsurlar vardır. Bu unsurlar çok özet olarak suçun maddi ve manevi unsurları olarak ayrılırlar. Suçun maddi unsurunda eylem, fiil odaklı bir araştırma yapılır. Manevi unsurda ise eylemi gerçekleştirenin iradesi üzerinde durulur.

Bir eylemin, (ceza hukuku terminoloji ile fiilin), suç oluşturabilmesi için, ceza kanundaki tanıma uygun olması zorunludur. Bu zorunluluğa ceza hukukunda kanunilik ilkesi denilir. Ancak, eylemin suç olarak kabul edilebilmesi için ceza yasasındaki tanıma uygun olması yetmez. Suçun manevi unsurunun da gerçekleşmiş olması gerekir. Suçun manevi unsuru ise kast ve taksirdir.

Ceza yargılaması açısından esas tartışma konusu işverenin iş kazasından kaynaklanan sorumluluğunun taksire mi yoksa bilinçli taksire mi dayandırılacağına ilişkindir. Doktrindeki bir görüşe göre işyerlerinde gerçekleşen birçok kaza işverenler tarafından kolaylıkla öngörülebilecek basit mahiyetteki kazalardır.

Diğer bir görüş ise somut olayın özelliğine göre işverenin kazayı öngörebileceği olaylar ile sınırlı bir şekilde bilinçli taksiri kabul etmektedir. Bir üçüncü seçenek olarak özellikle ölümlü iş kazalarında kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleşmesi (olası kast) halini düzenleyen TCK’nın 83. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağını da artık tartışmanın zamanı gelmiştir.

Sonuç

Çalışma anayasa gibi temel hukuki metinlerde bir hak ve ödev olarak tanımlanmaktadır. İnsanın yaşamını sürdürmesi için gelire, gelir elde edebilmek için işe, iş için mesleğe gereksinimi olduğu kabul edilmektedir. Bu kabulün sorunsuz bir şekilde yaşamın içerisinde var olabilmesi ise, üretim sürecinin devamlılığı kadar çalışanın çalışma güç ve yeteneklerini kaybetmemesi, en azından doğal yaş sınırına kadar üretebilir durumda olmasını gerektirmektedir.

İş hukuku alanında işçinin korunması, çalışma koşullarının en alt sınırını belirleyen bireysel iş yasalarını ve işçilerin çalışma koşullarını düzeltmek için kendi seçtikleri yollarla haklarını arama biçiminin temeli olan “kendi kendine yardım ilkesi” doğrultusunda örgütlenme haklarını güvence altına alan kolektif iş hukuku aracılığıyla gerçekleşir.

Buna göre;  Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği sisteminin yaşama geçirilmesi amacıyla oluşturulan mevzuat, yasa, yönetmelik ile sistemin etkilendiği diğer sistemler, işçi sağlığı-iş güvenliği kurallarının yaşama geçirilmesini sağlayacak yeterlikte ve yetkinlikte maalesef değildir. İş Hukukunun daha aktif bir şekilde hayata geçirilmesi önem taşımaktadır.

 

Abone Ol
Haberin Olsun

NİG-e Abone Olun, son yayınlar önce size gelsin.

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti.

5
Makaleyi Oylar mısınız?
[Total: 5 Average: 5]

Soru Sorun / Cevap Yazın